
Defanstan aldığım topu rakip kale çizgisine kadar sürer solumla düzeltip sağımla orta keserim.
Sabah güneşinin doğmasına yakın bir zaman kala radyoda dinlediğim bir programda şöyle diyordu. "Çılgın Türk, Türkiye-Japonya arasını 11 ayda bisikletle geçti" o an şok oldum, içimden ne büyük cesaret dedim. Programın bitmesiyle birlikte direk internetin başıan geçtim ve daha önce tanımadığım Gürhan Genç ' i aramaya koyuldum http://dogaicinpedalla.blogspot.com/ şöyle bir blog ve blogların geçenlerde kapanmasıyla birlikte http://www.gurhangenc.com/ adresine geçiş yapmış fakat ikiside güncellenir durumda. Radyodaki programın bitmesiyle birlikte internette bu söylediğim siteleri buldum, bisiklet tutkunu birisi kafasına birgün böyle bisikletle bir tur yapmak geliyor küresel ısınmaya karşı bisikletin en iyi ulaşım araçlarından birisi olduğunu göstermek, Türk-Japon ilişkilerini geliştirmek iyi anılar ve arkadaşlar edinmek için böyle bir tura çıkmayı planlıyor. 2-3 ay boyunca Türkiye'den Japonya'ya kadar gideceği güzergah için ülkelerin vize işlemlerini o ülkelerde nerelerde konaklayacağını ve böyle şeyler hakkında bilgileri topladıktan sonra pedallamaya başlıyor. Yol boyunca birçok arkadaş ediniyor, her ülkeden ailelerin evlerine konuk oluyor blogu okurkan müthiş bir duyguya kapıldım doğrusu çok büyük bir özgüven. Bizim çocukluğumuzda iyi bir karne hediyesi olarak gördüğümüz 3 aylık yaz tatili için güzel vakit geçirebileceğimiz bir "hediye" olarak hayatımıza giren "bisiklet", Gürhan Genç Türkiye-Japonya arasında 11 ay sürecek olan bu olağanüstü macerayı bloğuna aktarmış NTV Spor ve onlarca kanala ve radyoya şu sıralar çıkmakta. Radyodaki son cümlelerinde Bundan sonra başka bir tur programınız olacak mı ? sorusuna evet dedi, bu sefer dünya turuna çıkmayı hedefliyormuş 5 kıta bi ucundan başlayıp diğer ucuna kadar avrupa, asya, afrika, güney amerika, antartika ' yı gezecek olan Gürhan abimiz'in bu yolculuğu tam 4.5 yıl süreceğini açıkladı ne denir bilemiyorum, tek söyleyeceğim en kısa zamanda bir bisiklet almak Türkiye'yi gezdikten sonra Gürhan abi gibi dünyayı böylesine farklı bir bakış açısıyla gezebileceğim bir tur'a çıkıp dünya'yı pedallamak..

ÇEYREK FİNAL EŞLEŞMELERİ
REAL MADRID - TOTTENHAM HOTSPUR 1
CHELSEA - MANCHESTER UNITED 1
BARCELONA - SHAKHTAR DONETSK 1
INTER - SCHALKE 1
Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final ilk maçları 5/6 Nisan, rövanşları ise 12/13 Nisan'da oynanacak.
YARI FİNAL EŞLEŞMELERİ
INTER - CHELSEA 1
REAL MADRID- BARCELONA 2

PORTO - SPARTAK MOSKOVA 1
BENFICA - PSV EINDHOVEN 1
VILLARREAL - TWENTE 1
BRAGA - DINAMO KIEV 2
UEFA Avrupa Ligi'nde çeyrek final ilk maçları 7, rövanşları ise 14 Nisan'da oynanacak.
YARI FİNAL EŞLEŞMELERİ
DINAMO KIEV / BENFICA 1
PORTO / VILLARREAL 1
Voleybol'un şampiyonlar ligi, kısaca futbolun Şampiyonlar Ligi. Dörtlü finalde iki takımımız var Fenerbahçe Acıbadem ve Vakıfbank Güneş Sigorta dörtlü finalin yarı final ayağında bir gün önce Vakıfbank Fenerbahçeyi yenip finale yükseldi, finalde azeri takımla eşleşti, fenerbahçe'de üçüncülük maçı oynayacak. Fenerbahçe üçüncülük maçını kazandı ve üçüncü oldu. Vakıfbank finalde azerbaycan'ın Rabita Bakü takımıyla oynadı.
Ligin ilk yarısında 9 puanlık avantajını eriten Trabzonsporumuz biranda kendisini ikinci sırada, Fenerbahçe'yide burnunun dibinde hissetti. 3 Maç üst üste gelen puan kayıpları ve Fenerbahçe'nin üst düzey performansından sonra göz ardı edilemeyecek bir durumdu bizim için, bir o kadarda dramatik.


ŞAMPİYONLAR LİGİ ÇEYREK FİNAL EŞLEŞMELERİ
Dünyadaki insanların “o”nun yokluğunda` “o”nu arayacak kişilerin sayısı beklide bir elin parmaklarını bile geçmeyecek` dünyada tek isteği` iyi bir evlilik sonrasında karısı ve çocuklarıyla mutlu bir hayat sürme gayesinde olan bir insan. Sadece paranın huzur getiremeyeceği gibi gerçek mutluluğun peşinden giden` hayatını sevdiği kadınla birleştirip 3 ay sonrada “babalık” mertebesine yükselecek “sıradan” bir vatandaş. Juan Oliver doğacak çocuğu ve karısına bakabilmek için biran önce işe başlamak istemektedir` Juan gardiyandır` bu genç adam işbaşı yapmasına bir gün kala çalışacağı hapishane hakkında biraz bilgi almak ve diğer gardiyan arkadaşları ile azda olsun kaynaşmak için iyi bir fırsat olarak görmektedir` ve işbaşı yapmadan bir gün önce çalışacağı hapishaneye gider. Çalışma arkadaşları ile kısa bir tanışma faslı geçirirken biranda tavandan kafasına bir şey düşer ve bilincini kaybeder. Tam bu sırada hapishanede bir isyan patlak verir` Juan’ın yanındaki gardiyanlar ne yapacaklarını şaşırırlar Juan’ı 211 numaralı boş hücreye bırakıp kellelerini kurtarmak için biran önce oradan sıvışırlar. Juan ayıldığında hapishane yerle bir olmuştur ve kendini tam bir kaos ‘ un içinde bulur. Juan kafayı çalıştırır ve buradan canlı çıkmanın tek çaresinin mahkum gibi davranmak olacağını düşünür` ve artık o bir mahkum rolü yapmaktadır. Filmin kısaca özeti böyle.
Son yıllarda Japon sinemasından sonra` İspanyol ve Fransız sinemasıda büyük bir çıkış içinde. İspanyol sineması 2007 yılında Rec ile getirdiği büyük başarısıyla` Fransız sinemasıda` Frontiere(s) / Sınırda (2007)` A L’interiuer / Inside (2007) ve Martrys (2008) gibi yapımlar Japon sineması ve Hollywood ‘ a şık taklalar attırmışlar. Ama şunu söylemek gerekki Celda 211 bir korku filmi değil` yinede başarılı yapımları sitede yayınlamak istiyorum. Yönetmen Daniel Monzon ‘ un ilk önemli eseri olan Celda 211 2009 yılında` İspanyol sinemasının en itibarlı ödülü olan “Goya” ‘ ya damgasını vurup bütün ödüllerin sahibi olmuştu. Hücre 211 ispanyada yılın en iyi filmi seçilirken` en iyi yönetmen ve en iyi erkek oyuncu dahil 8 ödül alarak adeta “Goya” ödüllerine ambargo koymuş.

18. Yüzyılda sanayi devrimiyle paralel olarak birçok alanda yeniliklerin yaşanması, savaşlarda kullanılan ok, kılıç gibi aletlerin zamanla kendini top, tüfek ' lere değişildiği dönemler. Ülkeler gitgide ordularını modernize ettiği, yavaş yavaş gelişen teknolojiyle birlikte gelen bu yeniliklerin kullanılmaa başlandığı yıllar. Tabi sanayi devrimininde başladığı Avrupa'da diğer kıtalara göre herşey daha çabuk yayılır, belkide Avrupa'nın diğer kıtalara göre daha hızlı gelişmesi diğer kıtalarında Avrupa'yı takip etmeside bu dönemlerde (18.yy) kendini hissettirmeye başladığını söylersek yanlış söylemeyiz. Bu gelişen sistem doğrultusunda, ordularda daha modernize bir yapıya kavuşmaya başlanılan dönemler. 1875 yılındaki Japonya'da geçen filmde amerikan ordusundan Yüzbaşı Nathan Algren (Tom Cruise) Japon İmparatorluğunun davetlisi olarak ülkenin ilk modern ordusunu kurmak için Tokyo'ya gelir. Yüzbaşı Nathan Algren (Tom Cruise) japon ordusu'nun başında svaştığı bir zamanda Samuraylara esir düşer.
Samurayların son lideri Katsumoto (Ken Watanabe), Nathan Algren (Tom Cruise) ' i yakaladığı sırada onun savaşçı ve düşmana teslim olmayan yapısını gördüğünde düşmanına büyük bir saygı duyar ve onu öldürmekten vazgeçer ve onu yaşadıkları köye götürür. Yüzbaşı Nathan Algren bu köyde samuray kültürünü yakında tanı ve çok etkilenir. Nathan Algren bir samuray gibi harket etmeyi, kılıç kullanmayı öğrenince büyük bir kararın eşiğine gelir. Başka Samuraylara karşı savaşmak için gelen Nathan Algren artık iki taraf arasında kalmıştır ve onurunun kendisine doğru yolu göstermesini bekler.
Nathan Algren rolüyle Tom Cruise işin içinden alnının akıyla çıkmışa benziyor. Filmi çok büyük bir zevkle izlerken Nathan Algren ile Koyuki isimli güzel aktris'i canlandıran Taka arasındaki ilişki basit bir erozim ile sonuçlanmak yerine yönetmen, Japon kültürüyle birlikte ilişkiye ço kgüzel bir tat vermeyi unutmamış.
McCandless ne ailesine, arkadaşlarına haber vermeden yolculuğunu otostop yaparak, hatta bu yolculuklarda tanıştığı insanlara ismini Alexander Supertramp olarak tanıtmıştır. McCandless yolculuğunu yanına aldığı kitaplardaki bilgileri adeta bir "yol gösterici" olarak kullanır. Vahşi yaşamda avlanmayı, nasıl hayatta kalınabileceği, zor durumlarda yapılabilecek ve benzeri şeyleri yanındaki kitaplardan okuyarak bu alanda kendisinine yararlı olabilecek herşeyi yani tecrübeyi öğrenir. McCandless ' ı tarihe altın harflerle kazınmasına sadece ailesine gider yapıp, bütün parasını hayır kurumlarına bağışlayıp, kapitalist dünyaya adeta "meydan" okumasıyla kazanmadığını bu filmi izleyerek anlamak pek zorda değil doğrusu, Çünkü McCandless hayatı boyunca ailesinden görmediği yakınlığı, sevgiyi bu yolculuğu sırasında tanıştığı insanlardan görmüştür. McCandless ' ı yolculuğu sırasında can-ciğer dostları olduğu gibi onu evladı gibi seven insanlarda çıkmıştır. Hayata karşı bu duruşuda bu gezginliği kadar onu tarihe bu denli silinemeyecek şekilde kazımıştır.
